Bazen anlatılan değil, duyulana verilen tepki öğretir insana.
Klinik çalışma, yalnızca bilgiyle değil; dikkatle, sezgiyle ve eşlik etmeye gönüllü bir zihinle yapılır. Ama insan, kendi kör noktalarını tek başına fark edemez. İşte süpervizyon, tam da bu nedenle var: Terapi odasındaki görünmeyeni görünür kılmak, söylenenin ardındaki asıl sesi duymak için.
Benim süpervizyon yaklaşımım, analiz edilen bir seansın ötesinde bir birlikte düşünme alanıdır. Danışan-anlatısı üzerinden değil, terapist-varlığı üzerinden ilerler. Çünkü çoğu zaman ne söylediğimizden çok, nasıl durduğumuz belirler terapötik etkiyi.
Seansa neden böyle girdin?
Orada neden sustun?
O cümleyi duyamamanın nedeni neydi?
Süpervizyon, teknik doğruları değil, içgörüye açılan yolları önemser.
Ve çoğu zaman şu cümleyle sonlanır:
“Şimdi kendimi odada daha net duyabiliyorum.”